YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
Hayrullah KARSLI  
14 Kasım 2006 Salı
 

SILAMI GURBETMI ADINI SEN KOY 2


  Değerli dostlar, Rabbimize hamd ve sena ederek inşallah geçen yazımızın devamına giriş yapalım.

  Dostlarım, bilinen bir gerçek ki yirmi birinci yüzyıl asrı geriye dönüp baktığımızda belki çok şeyin değiştiğini, teknolojinin en üst seviyeye çıktığını, iletişim araçlarının zirvede olduğunu çok kolay söyleyebiliriz.

  Dostlarım, eskiden köylerde bir annenin oğlu Almanya’ya veya bir başka gurbet eline giderdi, ayda yılda bir mektup gelirdi ve gözü yaşlı ana mektubu, birisini bulup okutur ve ağlar, mektubu bağrına basar ve en kıymetli hazinesi gibi saklardı.

  Köyden gidenler, köye döndüklerinde adeta karşılama töreni yapılırdı, köydeki insanlarda gelen herkese hürmet ederdi, dertleşir, köyde olup bitenleri en ince ayrıntısına kadar anlatırdı.

  Köye gelen gurbetçide herkesin ayrı ayrı hediyesini getirip teslim ederdi ve o günler ayrı bir samimiyet, ayrı bir muhabbet vardı insanlarda, bir içtenlik, bir cana yakınlık hissederdin adeta. 

  Zibil sepetinin altında iki büklüm olan kadınlar, kışın yaprağa en uzak yerlere giden genç kızlar, evinde yün işleyen yaşlı analar, bağ dokuyan kadınlar bir tarafta meşakkatin alasını yaparken, diğer tarafta gençler odun kırıp, tarla bellemek, fındıklık bahçelerinin bakımını üstlenmek, yaşlı amcalar dedeler, namaz vakitleri camiye koşar, tatlı muhabbete dalardı. Öyle bir samimi ortam vardı ki adeta imrenirdi insan.

  O günler bir samimiyet vardı, bir yardımlaşma vardı hem de öyle muhteşem bir yardımlaşma ki, (komşu komşunun külüne muhtaç) diyecek kadar özden ve içten gelen bir samimiyet.          Köyde olanlarda ayrı bir muhabbet, gurbette olanlarda ayrı bir hasretlik vardı. Şimdi dönüyoruz günümüze; yine gurbet var,  yine sıla var,  yine insanlar var. Çok, çok eksik olan bir şeyler, insanı utandıracak kadar basitleşen konular var.  İnsan şu soruyu sormak istiyor kendine; ACABA NE DEĞİŞTİ, Ne oldu bize, kim yanlış yapıyor.

  Gurbettekiler mi sıladakiler mi, kim? Bir yerlerde çok ciddi yanlışlar var; mektup işi tarihe karıştı, selam gönderme işi unutuldu, fakire yardım etme rafa kalktı, büyüklere saygı sevgi itaat…

  O da ne,  öyle şey mi olur diyecek kadar böbürlenen, gururlanan çocuklarımız oldu.

Saçı başı dağınık,  keçisakallı, yırtık pantolonlu, düşük bel pantolon giyen çocuklarımız oldu.

  Boyalı cilalı açık seçik, kendisine laf dokundurmayan, herkese tepeden bakan,  yaşlıları görmek bile istemeyen, onlar ziyarete geldiklerinde rahatsız olan kızlarımız oldu. Çocuklarımıza, haydin sizi doğup büyüdüğüm yerlere götüreyim diyoruz; aman orası da köy mü, orası da yer mi? Ben orda yürüyemem, gezemem, sevmedim ben köyü diyen, yüzümüze hiç yüzü kızarmayan çocuklarımız oldu.

  Babaannesi veya dedesi veya ana annesi ziyarete geldiğinde kendi odasına kapanıp, bir ihtiyacı var mı yok mu diye merak bile etmeyen, gelenin kimliği benliği konumu ne diye düşünmeyen hatta umurunda bile olmayan çocuklarımız oldu.

  Çok yorgunum, çok dertliyim. Dostlarım çok yaralıyım, sakın bana kızmayın, bu da kim oluyor ki, böyle rastgele yazı yazıyor diye… Yüreğim kan ağlıyor.

BEN,  ANNEMİN ZIBIL SEPETİNİ BIRAKIR BIRAKMAZ, OYY OĞLUM AÇTAN ÖLDİ DİYEREK KOŞUP BİR TAS SÜT GETİREN BİR ANNENİN ÇOCUĞUYUM.

  BEN, BİR YANLIŞ YAPTIĞIMDA ANNEMDEN DAYAK YİYEN VE AĞLAYAN BİR ANNENİN ÇOCUĞUYUM.

 

BEN, KAR YAĞARKEN, ORMANDAN ODUN GETİRİP, EVİN SOBASINI YAKIP, AMAN ÇOCUKLARIM ÜŞÜMESİN DİYEN BİR BABANIN OĞLUYUM.  

 

 

  BEN, KAPSINA HİÇ BİR ALACAKLI GETİRMEDEN, BENİ BAKIP BÜYÜTEN VE BUNUDA, ARAZİNİN EN ENGEBELİ YERLERİNDE ÇAYIR BİÇEN, EKİN EKEN, FINDIK TOPLAYAN, ORMANI KAZIYIP BİR TUTAM OT BULMAK İÇİN BENİ KİMSEYE MUHTAÇ BÜYÜTMEMEK İÇİN, BİZİ TOPLUMA AHLAKLI, ERDEMLİ İNSAN OLALIM DİYE EN GÜZEL AHLAKLA BÜYÜTEN AİLELERİN ÇOCUĞUYUM.

  Nasıl unuturum 15 yirmi km'lik yolları yaya gidip yaylacılık,  mezracılık yapıp, her türlü meşakkati çeken ve bize en güzel mirası; ahlakı bırakan o büyüklerimi nasıl unuturum?

 

  Nasıl görmezden gelirim seksen doksan yaşındaki gözü yaşlı anneleri babaları, nasıl vurdumduymaz davranırım, nasıl onları geçmişteki o güzel yaşamlarından koparıp, o hayallerini en güzel şekilde süsleyip benim İstanbul’da, Ada’da, Almanya’da oğlum var, torunum var diyenleri nasıl görmezden gelirim?                                         

 

 

  Dostlarım, bugüne kadar tespit edebildiğim eksiklerimizi âcizane dile getirdim. İnşaallah Bir sonraki yazımda da eksiklerimizin hatalarımızın telafisini yazmaya çalışacağım sürçü lisan ettiysek affola.

 

Bu yazı bugüne kadar 1392 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 1
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 0
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018