YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
 
BİLAL KARSLI  
23 Aralık 2006 Cumartesi
 

ÖLÜMÜ GÜLEREK KARŞILAMAK..


 

                                              

 

            İnsanlar için iki hayat vardır. Birisi hepimizin belli bir süre yaşayıp daha sonra öldüğü dünya hayatı, diğeri ise sonsuza kadar sürecek, yani sonu olmayan ahiret hayatıdır. Dünya hayatı her ne kadar çok kısa, gelip geçici ve aldatıcı olsa da bir çok insan için çok değerlidir. Onun yalancı, çilelerle dolu,gam yükü olduğunu söyler dururuz, ama yine de yaşamak için elimizden geleni yaparız. Bir türlü ondan vazgeçemeyiz. Dünya için gece gündüz durmadan çalışır, evimizi barkımızı, çoluk çocuğumuzu, hatta bazen yurdumuzu terk ederek gurbet ellere uzanır ve senelerce geri dönmeyiz, dönemeyiz. Öyle bir hal alır ki bu durum, zamanla gurbet memleketimiz oluverir biz farkına varmadan.

            Peygamberimiz (S.A.V) “Hayat, ahiret hayatıdır” buyurur. Mukaddes kitabımızdaki bir çok ayette de dünya hayatının oyun ve eğlenceden, gelip geçici menfaatlerden ibaret olduğu, ahiret hayatının ise devamlı olduğu, dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederek günaha devam edenlerin cehenneme gidecekleri beyan edilir. Bütün bunlara rağmen, dünya hayatının ahiret hayatından daha çok sevildiği de (üzülerek söyleyelim) bir gerçektir.

            Ölüm acıdır,ürkütücüdür, korkutucudur,çetindir,meşakkatlidir. Ölümden sonra bizleri nasıl bir hayatın beklediği ise sadece Allah (c.c.) için malumdur, bizler için meçhuldür. O nedenle ölümden hepimiz korkarız. Amma ölümü sevenlerde vardır. Öleceğini duyduğunda yüzünde gülücükler meydana gelen, güller açan bahtiyar insanlarda yaşadı bu fani dünyada.

            Kainatın efendisi (S.A.V) ağır hastadır. Yatağından kalkamamakta,mescide çıkamamaktadır. Mescid de cemaatle namaz kıldırması için Hz. Ebubekir (R.A) i görevlendirmiştir, kendisi namazını odasında kılmaktadır. Hastalığının şiddetinden mübarek yüzünden terler boşalmaktadır. Yanına çok az kişi girebilmektedir. İşte böyle bir zamanda onun en küçük kızı, müminlerin annesi Haz. Fatıma (R.A) babasının yanına giriyor, onun hasta halini görünce çok üzülüyor, babacığım ne kadar çok acı çekiyor diye ağlıyor. Hz. Aişe’ (R.A.) nin anlattığına göre, Peygamberimiz ciğer paresi kızı Hz. Fatma’yı teselli ediyor,baban bundan sonra hiç acı çekmeyecek diyor ve kızının kulağına bir şeyler fısıldıyor, Hz Fatma ağlıyor. Bunun üzerine tekrar kızının kulağına bir şeyler fısıldıyor, bu defa Hz Fatma gülmeye başlıyor. Her şey bir anda oluyor. Ağlamak-gülmek, üzüntü ve sevinç..Aradan birkaç gün geçiyor ve Sevgili peygamberimiz (S.A.V) ruhunu yüce rabbine teslim ediyor. Artık Müslümanlar öksüz, kainat yetim kalmıştır. Alemlerin rahmet peygamberi cismen dünyadan ayrılmış, ebediyete intikal etmiştir. Müslümanlarda derin bir üzüntü hakim..herkesin gözü yaşlı gönlü kırık, Onsuz yaşamaya hiç hazır değiller..Ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler..

            Şüphesiz onun ölümüne en çok üzülenlerden birisi de “Fatıma benden bir parçadır.” Buyurduğu kızı Fatıma (R.A) dır. Bir gün babasının manevi huzuruna çıkıyor. Dini vecibelerini yerine getirdikten sonra, peygamber efendimizin (S.A.V) mezarından bir avuç toprak alıp kokluyor..Topraktan aldığı koku ile mest olup kendisinden geçiyor. Koku o kadar güzeldir ki tarifi imkansız..Orada bir şiir okuyor Hz. Fatıma.. Babasından ayrı kalmanın ona çektirdiği acıyı ve onun kabrinden alıp kokladığı topraktaki kokunun güzelliğini anlatan bir şiir.

            “Ahmed (A.S.) in türbesinin toprağını koklayan kimse çok uzun senelerce güzel bir koku koklamasa ne kaybeder, o koku ona yeter. Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki, onlar gündüzlerin üzerine dökülmüş olsaydı, gündüzler gece olurdu.”  

            Ölüme sevinmek demiştik; Ve nihayet Peygamberimizin vefatından altı ay sonra Hz. Fatıma annemizde Hakk’ın rahmetine kavuşuyor. Peygamberimizin hanımı Hz. Aişe diyor ki; Fatıma vefat ettikten sonra anladım ki; Resulullah ölüm döşeğindeyken kızının kulağına önce “Kızım, ben yakında Hakk’in rahmetine kavuşacağım dedi, Fatıma da buna üzülerek ağladı. Bunun üzerine ikinci defa kızının kulağına, ailemden bana kavuşacak ilk kişi sen olacaksın yavrum” dedi ve Fatıma da buna sevinerek güldü. Kişiler sevdiklerini arzularlar, onlarla birlikte olmak isterler. Eğer ölüm sizi sevdiğinize kavuşturacaksa, sevdiğiniz yere götürecekse ona korkarak, ağlayarak değil, Hz. Fatıma annemiz gibi gülerek gidersiniz. Nitekim Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri de ölümün adını Şeb-i Arus, Yani düğün gecesi koymuştur.

            Allah hepsinin şefaatine nail eylesin. Allah’in selamı,rahmet ve bereketi hepimizin üzerine olsun. 20.12.2009- KOCAELİ

Bu yazı bugüne kadar 4341 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 1
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 178
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11579
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2017