YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
BİLAL KARSLI  
28 Şubat 2006 Salı
 

DEĞİŞMEK/GELİŞMEK



Merhaba değerli dostlar

 Soğuk kış günlerini geride bırakmak üzereyiz. Yeniden baharın o ılık havası, ısıtan ama bunaltmayan güneşi ve üzerinde barındırdığı bitkileri hayata yeniden hazırlamak için uykusundan uyanmakta olan toprağı ile buluşacağız inşallah.

            Hayat bir kararda durmaz, sürekli gelişir ve değişir.  Bazıları bu durumu “değişerek gelişme ve gelişerek değişme” diye açıklarlar. Gerçekten statik, yani hareketsiz, durgun, yerinde sayan bir hayat tarzı çok sıkıcı ve bunaltıcı olduğu kadar, dünyadaki her türlü gelişmenin, ilerlemenin de en büyük engelidir. O halde, insanlar statik değil, dinamik, yani değişen, hareketli bir hayat anlayışına sahip olmalıdırlar. Yaşadıkları hayattan memnun olup, daha fazlasını istemeyenler genellikle dinamik bir yaşantı istemezler. Çünkü kendi kendilerine yeter durumdadırlar. Ancak, daha iyisini, daha güzelini, daha fazlasını ve daha kalitelisini arayanlar sürekli değişime açık insanlardır. Sevgili peygamberimiz (SAV) de bizlere statik değil, dinamik bir hayatı tavsiye etmiştir. “İki günü eşit olan aldanmıştır.” Buyuran efendimiz, her müslümanın  dünüyle bu gününün olumlu yönde birbirinden farklı olması gerektiğini, yani bu gününün dününden daha iyi,daha ileride, daha kazançlı olması gerektiğini ifade ediyor.

            Her gün aynı işi, aynı usullerle yapanlar aynı kazancı elde ederler. Her gün aynı yoldan gidip gelenler aynı yerlere gider, gelir ve aynı yerleri görürler. Daha fazlasını kazanmak daha değişik yerleri görmek isteyenler ya işlerini ya da yollarını değiştirecekler veya o işi daha kısa zamanda ve daha az emekle nasıl yapabileceklerini düşünerek başka bir usul/yöntem denemelidirler. Dünyadaki tüm gelişmeler bu saikin etkisiyle olmuştur. Daha iyisini aramak, merak etmek.

            Bahsettiğim esaslar dahilinde köylerimize göz attığımız zaman değiştirilmesi geeken çok düşünce ve işin bizleri beklediğini görürüz. Bizim köylerimizde son yıllarda hayatın kolaylaştırılması yönünde çok güzel adımlar atılmıştır. Ancak bunlar yeterli eğildir. Daha fazla değişime ve gelişime ihtiyaç bulunmaktadır. Çok iyi hatırlıyorum; bizim yaylalarda inek otlatırken onları yaşlarına göre, buzak,yeni yaylaya çıkmış, kabiç, vakitli, dana doğurmuş, bir doğurum iki doğurum vs.. diye ayırıma tabi utardık. Kabiç (unutmadıysam) iki yaşını doldurmuş danaya denilirdi. Vakitli ise 3 yaşına yaklaşmış ve atık gebe kalması (yüklü olması) beklenilen danaydı. Değerli dostlar! 2 veya 3 yaşına kadar bir danayı besliyorsunuz, derdini çekiyorsunuz ve hala gebe kalmasını bekliyorsunuz? Bu olacak işmi? Normalde bir dananın 1 yaşında iken gebe kalması gerekiyor. Ve işin en tuhaf tarafı herkes bu durumu çok normal diye karşılıyordu, herkeste durumuna göre birkaç tane böyle hayvan bulunurdu. Hiç kimse ben boşuna iki sene, üç sene bu hayvanı neden besliyorum? Bunun başka bir yolu yokmu? Demiyordu. Çünkü hayvancılık ilmi metotlarla değil, deden görme usullerlr yapılıyordu. Modern usulle hayvancılık yapılan işletmelerde br inek kısır kaldıysa aylarca boşuna bakılmaz, hemen satılır ve gerekirse yerine süt veren bir inek alınır. Bizim köylerimizde ise aylarca bazen bir yıla kadar sütten kesilen inekler satmaya kıyılamaz ve boşuna beslenirdi. Hayvanların süt ve et verimi çok düşüktü..

            Değerli dostlar, bu saydıklarım bizim gerçeklerimiz. Bunları ifade ederken, memleketimizi ve insanlarımızı küçümsemek gibi kötü bir niyetimin olamayacağını beni tanıyanlar elbette çok iyi bilirler. Son zamanlarda ümit verici düzelmeler  var, ancak yeterli değil. Hep birlikte, kendi çapımızda memleketimiz nasıl değiştirir ve nasıl geliştiririz konusuna kafa yormalıyız.

Ülkemizin en güzel yöresi olan Trabzon da insanlarımızın daha rahat, daha huzurlu ve mutlu yaşayabilmeleri için, başlıca geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılık alanlarındaki gelişmeleri tesbit ederek uygulanmasını sağlamalıyız. Bu güne kadar yapılmamış ama kolayca yapılabilecek bir şeyler var mı diye araştırmalıyız. Mesela Santa  da Rumlar kuyumculuk bile yapılan kocaman bir şehir kurmuşken, onların yanıbaşında yaşayan bizlerden neden doğru dürüst bir sanatkar ve ticaretçi çıkmadı? Bizim topraklarımızda sadece fındık ve mısır mı yetişir? 15 yıl öncesine kadar Çamlıyurt ta hemen hemen hiç fındık yokken, şimdi nasıl oldu da 5 ton veya daha fazla fındık elde edenler var?

Hepinize selam, sevgi ve saygılar sunuyor, Allah’a emanet olun diyorum. 28.02.2009

 

Bu yazı bugüne kadar 1705 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 2
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 0
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018