YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
ZEKERİYA ERSOY  
10 Mart 2008 Pazartesi
 

KELİF



              Çocukluğum  Yolaç  Köyü'nde  geçti.Yaşıtlarımla  pek  çok  oyunlar  oynayıp  yaramazlıklar  yaptım.Birilerinin  meyve  ağaçlarının  dallarını  kıra  kıra meyvelerini yedim.Birilerinin  fındıklarını  topladım, ceketinin  cebine  kurbağa  koydumOdun  kesmekten  kaçıp  akşama  kadar top  peşinde  koştum...Çocukluk  yaşamın masal  kısmıymış  meğer.Nasıl  geçtiğini  anlamak  bile  başlı başına  bir  keder  vaziyeti.Yine  o  zamanlar  yaz  tatili   geldiğinde  köydeki  bir  çok  arkadaşımın  yaylalara  gidip  yazı  orada  geçirdiklerini  hatırlarım.Ki  site  yazarlarından  Abdurrahman  YAĞCI'da   yaylaya  gidenlerdendi.Yaz  başında  yaylaya  sarı  bir  çocuk  olarak  gidip  esmer  olarak  geri  dönerdi.Üzeri  branda  ile kapatılarak yürüyen  çadır  haline  getirilen BMC  kamyonların  kasalarında yayladan   köye  geri  dönen  göçler hala  gözümün  önündedir.Zaman zaman evimizde  yayladan  konuşulurdu.Bazılarının  hayvanı  kaybolmuş,  bazılarının  hayvanları  hastalanmış,bazılarının da  kelifi  yıkılmış,  hardamaları  çalınmış  olurdu.Kulak  misafiri  olduğum  bu  yayla  sohbetlerinde   bazı  kelimeler  kafama  takılırdı.Yaylaya  hiç  gitmediğim  için  bazı  kelimelerin  anlamlarını çıkaramazdım.Bazıları  ise  bana  garip,  gizemli  gelirdi.'Kelif'  kelimeside  bunlardan  biriydi.Sonraları  tam  olarak  ne  anlama geldiğini  tam  olarak   idrak  ettim.2007   yazında  sağolsun  bir  arkaşımızın  aracıyla  yaylaları  ziyaret  fırsatı  buldum.Bir  yaylaya  uğradık.Arkadaş işte  bizim  kelif  yeri  burasıydı  diye  bir  yer  gösterdi.Yıllar  içinde  yıkılmış  bir  taş  yığını  haline   gelmişti.
 
 
            İnsan  geçmişini  her  zaman  arar.Bilinmeyeni yaşananı   öğrenmek  ister.Bütün  bunların  altındaki  iç  güdüsel  amaç  geçmişi  her  yönüyle  geleceğe  aktarmaktır.İnsan  değişimi  her  zaman  istemesine  rağmen  değişime  karşı  koymanın  yollarını  da  arar.Değişim
asla  geçmişi  tam  olarak  silip yok  edecek  kadar  güçlü  olmamalıdır.Kelif   kelimesi  benim  için  bir  simgedir.Geçmişi  geleceğe   taşıma çabasının  simgesi.Malum   artık  yayla  kavramı  değişmeye  başladı.Karadenizin  şifa  dağıtan  dağlarına  hayvan  salıp  yağ  peynir  üretmek  yerine  beton-ahşap  karışımı  neye  benzediği  kimsenin  pek  umurunda  olmayan yapılar  yaylaları  işgal  etmeye  başladı.Yaylalar  artık  lüx  konaklama, koyun  kuzu   okşama,  et   yeme  mekanları  haline   gelmekte.Değişimi  durdurabilecek  beşeri  güçler  sınırlıdır.Bu  yüzden    bu  yeni  yaşam  biçimine  dur  demek  yel değirmenine  savaş  açmak gibi  olur.Yayla  kütürünün  zamanla
sadece  eğlenmek, gezmek,  kafa  dinlemek şeklinde  değişeceği  kaçınılmazdır.Çünkü  birileri  bizim  yerimize  üretmektedir.Hazır  bulduğumuz  sürece  ellerimizin  hünerini,  peynirimizin,  yağımızın  lezzetini,  onu  üretebileceğimizi  unutacağız.Birilerinin   ellerinin  emeğine verecek  paramız  var artık.Büyüklerimizin  içlene  içlene  anlattığı  yokluk  ve  kıtlık   yıllarından  çok  çok  uzaktayız.Yaylaya  gidip  hayvanclık  yapmak,  dünyanın  en  leziz  peynirini  tereyağını  üretme  çabası  kısa  bir  zaman  sonra  tarihe   karışacak.Fakat  ben sadece bu  üretmin  yapılması  için  yapılmış  dört  duvarlı   kelifi  ve  yağmur  yağdığında  çatısına  geliş  güzel  konmuş  saçların  üzerindeki  çivi  deliklerinden  süzülerek  enseme  vuran  yağmur  damlalarını  unutmayacağım.Kelif  benim  için  geçmişimde  var  olan  ve  geleceğimedeşekil  veren  amacına  hizmet  ederek  yaşamın  tedavülünden  yavaş  yavaş  kalkan  ama  asla  kaybolmayacak  bir  kelimedir artık.
 
 
           Köyümüz  Karadeniz  Bölgesi'nin  yoğun  olarak  yaşadığı  göçlerden  nasibini  almış  vaziyette.Fakat 1950  lerde  başlayan  göç  adeta  Karadenizi'in  can  simidi  olmuştur.Tarım  arazisini nüfusa  oranladımızda  özellikle  kalabalık  aile  yapısı  nedeniyle kişi başına  düşen  arazi  miktarının  çok  az  olduğunu  görürüz.Göçler  bana  göre  çok  faydalı  olmuştur.En  başında  insanımızın   geçimini  sağlamıştır.Dışardan  Karadeniz  Bölgesi'ne  sürekli sermaye  girişi  olmuştur.Günümüzde  bile  doğru  dürüst  endüstriye  sahip  olmayan  bölgemizin can  simidi dışardan  getirilen  sermayedir.Bu  sermayeden  köyümüzde  nasibini  almıştır.'Gurbetçilik'  hala  en  mecburi  yaşam  biçimidir.Çünkü  en  etkin  para  kazanma yöntemidir.Köyümüzden  göç  eden  ailelerin  evleri  zamanla  neminde  etkisiyle  -içinde  biri  yaşamıyorsa-  yavaş  yavaş  adeta  çürümektedir.Burada  önemli  bir  değişimi daha  ele  alarak  yapılana  eleştiri  getirmekte  fayda görüyorum:Dedemizin  atamızın  yıllarca  güçlük  çekerek  yaptırdığı  geleneksel  kimliğimizin  bir  parçası  olan  evlerimiz bu  terkedilmişliğinin  yanı sıra  başka bir  tehlike  ile de  karşı  karşıya  gelmiş  vaziyettedir.Durumu  iyi  olan  köy  sakinleri  eski  köy  evlerini  yıkarak ya da orasını  burasını  değiştirerek  betonarme  yapılara  çevirmekte.Bazılarıda  eski  köy  evini  tamamen  yıkmış  ve yerine  betonarme  binayı  gururla  dikmiştir.Benim  düşüncemin ilk  bakışta  bunun  çok  önemli  olmadığı  düşünülebilir.Hatta  faydalı  olmadığıda.Bazı  düşünceler  fikirler  toplumların  kısa  süreli  çıkarları  için  bazı  düşüncelerse  onları  tarih  sahnesinde  yaşatacak  uzun  vadeli  kazanımları elde etmek  için  ortaya  atılır.Doğru  olarak  kabul  edilir.Bazı  fikirler  farklı  bakış  açılarınnın  ürünü  olarak  karşımaza  çıkar  ve  ilk  bakışta  kısa  vadede anlamsız   önemsiz  gelir.Kültürel  zenginliğimizin  gözle  görünen  en  önemli  varlığı  eski  köy  evlerimizdir.Kapısıyla,  penceresiyle,ocağıyla, paskasıyla  bizimdir.Bize  aittir.Bize  ait  olanı,  bizi  anlatanı  yok etmekte   neden  bu  kadar  ısrarcıyız  peki?Kimsenin  kötü  bir  niyeti  yok.Halkımız  daha  rahat  yaşamanın  kendisi  için  daha   kolay  olanın  peşinde.Betonarme  evler  daha  geniş.Çatısı  beton.Üzerinde  fındık  dahi  kurutulabiliyor.Banyosu  tuvaleti  içinde.Tabiki  eski  köy  evlerinden  daha  kullanışlı.Evet  bunların  hepsi  doğru.Fakat  bazı  doğruların  bir  sonu  olduğunu  bilmek  durumundayız.Mimari  zenginliğimizi  yok  ederek  tarihin  derinliklerine  gömen  bu  acımasız  değişimi  biraz  daha  yumuşatmak  elimizde  değil  midir?Kimsenin  şüphesi  olmasın.Bizden  sonraki  kuşaklar  evlerimize  dair  hiç  bir  şey  bilmeyecek.Çünkü  ortada  gözle  görülebilen  bir  şey kalmayacak.Sizce  bu  çok mu  önemsiz?Kısa  vadede  önemsiz.Çünkü  biliyoruzki  henüz  böyle  bir  tehlike  ya  da  bunun  bir  tehlike  olacağı  kanaatine  varmış  köylü  yok.Ama  ocaklık  zincirini,lahana veya  kestane  yaprağına  sarılarak  bilegide bişirilen  mısır  ekmeğinin  lezzetini , vesair  çorbalık  çekilen  el değirmenini  bir  masal  gibi  anlatacağız çocuklarımıza.Olsun  canım  ne  önemi  var ki  diyenlerden  olmak  kültürel  zenginliğimizin  en  sade  varlıkları  olan  yar  duvarlı  evlerimize karşı  nankörlük  sayılmaz mı?
 
 
               Geçmişimizin  hatıralarımızın  beşiği  olan  köy   evlerinin  sahipleri,  varisler  imkan  buldukça  köye   uğrayıp  evleriyle  ilgilenmeli.Kesinlikle  bu  evler  herhangi  bir  şekilde  yıkılarak  betonarme  yapıların  altlarına  gömülmemeli.Bütün köy ahalisine  bu  konuda duyarlı  olmalarını rica  ediyorum.Bizi  başkalarına  anlatan, bizi  farklı  kılan  kültürel  varlıklarımızı  şimdiden  koruyarak  çocuklarımıza  iyi    bir  kültürel  miras  bırakma  çabasında  olmalıyız.
 
 
 
....................................z. ersoy   mart  2008
 

Bu yazı bugüne kadar 1364 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 1
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 0
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018