YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
ZEKERİYA ERSOY  
17 Şubat 2008 Pazar
 

KÜÇÜK, SU BARDAĞI


Geçenlerde  bir  meslektaşım  anlattı:Üniversiteyi  bitirdim.Öğretmenlik  sınavından  düşük  puan  almıştım.Bu  yüzden  mezun  olduğum  sene  atanamadım.İstanbul'da  bir  halk  eğitim  merkezine  gittim.Amacım  halk eğitim  merkezinin açtığı  okuma yazma kursunda  öğretmenlik  yapmaktı.Hem  biraz  para  kazanır  hem de  tecrübe  edinirdim.Başvurum kabul edildi.Bir  okul  binasında  sınıf  ayarlandı.On kişilik öğrenci  grubum  vardı.Hepside  okuma  yazma  bilmeyen  ev  hanımlarıydı.Kurs  başladı.Teyzeler  büyük  bir gayretle okuma  yazma  öğrenmeye  çalışıyordu.Sesli  harfleri  öğretiyordum.Sıra  U  harfine  gelmişti.Teyzelerden  biri  küçük  u  harfi  ile  büyük  U  harfini  karıştırıyordu.Karıştırmaması  için  günlük  hayatta  sürekli  gözünün  önünde  olan  uygun  bir  benzetme  yapmaya  çalıştım:Teyzeciğim   büyük  U  büyük  su  bardağı  gibi  küçük  u  ise  küçük,  su  bardağı  gibi  dedim.Bu  şekilde  hatırlaması  daha  kolay  olacaktı.Aradan  bir  kaç  hafta  geçti.Kurs  devam  ediyordu.Zaman  zaman  öğrenilen  bilgilerin  unutulmaması  için  geride  bıraktımız  konulara  değiniyordum.Kurs  bitmek üzereydi.Bir  gün  ilçe  kaymakamı  ile  halk  eğitim  müdürü  ani  bir  ziyaretle  kursa  geldiler.Karşıladıktan  sonra  kaymakam  bey  teyzelerle sohbet  etmeye  başladı.Tahtaya   harfleri  yazmaya  başladı.Teyzeler  hepsine  cevap  veriyordu.O  sıra  u  harfini  tanımada  güçlük  yaşayan  teyzeye  sormaya  başladı.Tahtaya  bir  kaç  harf  yazdı.İçlrinde  u  harfi de  vardı.Teyze  sırayla  okuyordu.Sıra  küçük  u  harfine  gelince   yine  takıldı.Kaymakam bey  yarı  şaka  yarı  ciddi  harfi  tanıması  için  ısrar  ediyordu.Teyze  u  harfini  hatırlayamadı  ama  cevapsız da  kalmadı:
                  O  şey.. şey.. küçük  su  bardağı.
 
                  Çocuklar  dünyaya  geldiğinden  itibaren  ilk  olarak  ana  babayı  model  alırlar.Onları  izlerler.Konuşmalarını,  davranışlarını, ellerinde  ne  olduğunu ,  evde  neler  yaptığını   vs. tabiri  yerindeyse  adeta bir  kamera  gibi  zihinlerine  kaydederler.Bir  çok  anne  baba  çocuklarının  eğitim  hayatlarında  çok  başarılı  olmasını  ister.Başarını çocuğa  sağlanan  geniş imkanalral mutlaka  geleceği  hesap edilir.Çocuğun  odası ayrılır.Bilgisayar  alınır.İstedikleri  imkanlar  ölçüsünde  yapılmaya  çalışılır.Bir  yandan da çocuklar  sözler ve  davranışlarıyla  baskı  altında  tutulur.Bir  çoğu kendi  zamanının  imkansızlıklarından  sıkıntılarından,  yaşadıklarından, yaşayamadılarından  örnekler  verir.Yaptığı  işin  zorluğundan, okumadığı için süründüğnden,  katlandığı  fedakalıklardan  bahseder.Amaç  çocuğun  gözünü  korkutmak  biraz  da  duygu  sömürüsü  yapmaktır.Çocuğun  bu  şekilde  'akıllanacağından'    ders  çalışıp  okulda  başarılı  olacağından  emindirler.Aslında  bu  şekilde  davranmalarından  başka  bildikleri  bir  yol  yoktur.Evinde  ne  şekilde  olursa   olsun  bir  kaç  kitap  olmayan  bir  aile  ortamında  çocuğun  okul   çağına  kadar  neyi  nasıl model   aldığını  hiç  düşünür  müyüz?Evin  bir  köşesinde  bir  kral  vardır.Bu  kral  bütün  evi  yönetir.Kimse  ona  hesap  soramaz.Kimse  kolay  kolay emirlerine  karşı  gelemez.Kimse  onu  tahtından  edemez.Ona  karşı  isyan  edemez.Yok  canım  anne  ya  da  babayı  kastetmiyorum.Büyük  kralın  adı  TELEVİZYON'dur.Evin  canlı  bir  üyesidir.Kılına  zarar  gelse  anında  tamir  edilir.Zarar  veren  uyarılır.Şimdi  bir  çocuk  düşünelim:Büyüme  çağında.Evde  dikkatini  çeken  ilk  eşya  televizyondur.Anne,  sütünü  emzirirken  diziyi  kaçırmamak  için  bir  gözünü  bazen  iki  gözünü  ondan  ayırmaz.Baba eve geldiğinde ortada bir  sorun  yoksa televizyonun başına  kurulur.Çocuk  için  evde  her şey  yenidir.Hepsine  aynı  şaşkınlıkla  bakar.Fakat birinde  ışık,  ses  ve  renk  vardır.Koltuktan,   vitrinden,  oyuncaktan  çok  farklıdır.Çoğu  zaman  evdeki  herkes  ona  bakmaktadır.Ona  bakılarak  konuşulmaktadır.Çay  içilmektedir.Misafir  ağırlanmaktadır.Kumanda  kavgası  yaşanmaktadır.Dizi  ile  maç  farklı  kanalda  aynı  saate  denk  gelmiştir.Abla  ve  ağabey  bu yüzden  kavga  etmektedir.O sıra  baba  eve  gelmekte  ve  ne  maçı  ne  diziyi  haberleri  izlemektedir.Bir  çocuk  ilkokul  çağına  kadar  bir  günde  uyku haricinde  evde  geçiridği  zamanın  tamaında  televizyon  ile  sürekli  içli   dışlı   olur.Süresi  kısa   konusu  değişken olduğunudan  çoğu  çocuk  reklamlara    ve  müzik parçalarına  ilgi  duyar.Bu  dönemde  çocuğa  başka  bir  oyuncak  ya da  yaşına  uygun  bir  boyama  kitabı  verdiğinizde  size  anlamsızca  bakar.Kitabı  bir  kaç  dakika da  parçalar.Kağıt  parçaları  yerden  toplanırken  ne  kadar  yaramaz  olduğundan  dem  vurulur.Yukarıda bir  cümlemizde  çocuğun  gelişme  çağında  ana  babayı  model  aldığını  belirtmiştik.Acaba  ana  babayı  ara  sıra  kitap  okurken,  kitabı  tutarken,  kitap  ile  bir  şekilde   meşgul  olurken  gören  bir  çocuk  kendisine  boyama  kitabı  verildiğinde  nasıl  davranır?
 
              Televizyonun  evlerin  hemen  hemen  tamamında  evin  merkezinde  olduğu  acı  bir  gerçektir.Çocukları  okumaya  kitaba  teşvik  etmenin  önündeki  en  büyük  engel  televizyona  evde  herkes  tarafından  gösterilen  aşırı  ilgidir.Artık  sigara  bağımlılığı  gibi  evdeki  herkesi  esir  almasına  anne  baba  engel  olmalıdır.Fakat  dediğimi  yap  yaptığımı  yapma  zihniyeti  bu  engellemeye  hakim  olursa  sonuç  yine  hüsrandır.Anne  baba  çocuğun  gelişme  çağında  bu  hususa  dikkat  etmelidir.Televizyonun  sürekli  oturulan  odada olması  adeti  sakıncalıdır.Dünyada   milletlerin televizyon  izleme  oranlarına  bakıldığında ilk  üçte  olduğumuzu  rahatlıkla  ifade  edebilirim.
Bir  şekilde  televizyonu  ev  yaşantımızın  çocuklarımızın  bizi  model  aldığı  yuvamızın  merkezinden  uzaklaştırmalıyız.Evde  televizyon  izlemek   dışında  satranç, dama, bulmaca  vs..   zeka  geliştiren   oyunların  oynanması  için   anne  baba  olarak  elimizden  geldiğince  önayak olmak  zorundayız.
 
              Televizyonun  yanısıra  son  zamanlarda  kullanımı  ve  sunduğu  imkanlardan dolayı  internetide  hayatımıza  dahil  etmiş  bulunuyoruz.Ne  internet  ne de televizyon  kendimizi  geliştirmemizde,  çocuklarımızın  eğtiminde,  kitap  okumak  kadar  etkili  ve  kalıcı  olamaz.Çocuklarımıza  küçük  yaştan  itibaren  uygun  kitaplar  alarak  kitap  ile  erken  yaşlarda  tanışmasını  sağlayalım.Okumanın  yaşı,sınıfı,zamanı  yoktur.Kendinize  çok  basit  bir  test  uygulayın.Sabah  evden  çıkp  işe  giderken  ya da bir  gezintiye  çıkarken  çevrede  yetişen  ağaçların, çiçeklerin  üzerine  bastığınız  bitkilerin   isimlerini  temel özelliklerini    ne  kadar  biliyorsunuz.Bir çoğunu bilmediğinizi tanımadığınızı  göreceksiniz.Kitapla  kendinizi  evinizi   ailenizi  bir  an  evvel  buluşturun.Evinizde  bir  göz de  olsa  küçük  bir  kitaplık   oluşturun.Ara  sıra  elinize  alıp  okuyun.Aile  bireylerine  örnek  olun.Çocuklarda  bazı  davranışların değiştiğini  göreceksiniz.
 
              Selam ve  saygı ile...
 
 
                                                                                                                                                 Z.ERSOY
 

Bu yazı bugüne kadar 1515 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 2
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 6
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018