YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
ABDURRAHMAN YAĞCI  
13 Haziran 2008 Cuma
 

TANIŞIYOR MUYUZ?!


TANIŞIYOR MUYUZ?!
Bu bizim kaderimiz belki de. Ne yapsak önüne geçemiyoruz. Hatta tevessül etmeyenleri kınıyoruz bazen.
“ne var köyde” diyoruz çoğumuz. Hâlbuki ne varsa köyde var. Bunu da köyden ayrılınca anlıyoruz. İlle de çıkmak lazım, büyük şehirlere gitmek, hatta yurt dışına, gidebildiğin kadar uzağa!
Yüce yaratan bizleri çoluk çocuğumuz için yeterince iaşe kazanamayacağımız bir coğrafyada yaratmış diyebiliriz. Belki de elimizdeki iş ve üretim imkânları yetmeyince farklı yollar aramadan kolay olana, nerde iş ve aş varsa oraya koşmaya başlıyoruz.
Sebep ne olursa osun bizler memleketini terk etmek zorunda kalmış insanlarız neticede.
(Bedenen belki ama ruhen tam da terk ettiğimiz söylenemez.) Belki bu yüzden gittiğimiz yerlerde de tam manasıyla yerleşmiş sayılmayız. Bu en azından birinci kuşak için geçerlidir, hatta ikinci kuşak için de.
Köyünden çıkıp başka yerlere gidenlerin bir kısmının ancak torunları (Adapazarı’nda, İstanbul’da, Almanya’da…) yerleşmeye oraları yurt olarak görmeye başlayabilmektedirler.
İşte tam burada doyduğu yeri doğduğu yere tercih edip hayata daha sağlam bir şekilde tutunmaya başlamışken memleketine, köyüne, yaylasına, atasına, akrabasına yabancılaşma, onları tanıyamama başlıyor.
Neticede üzerimize farz olan sıla-i rahimi terk etmeye başlıyoruz… Çoğu zaman “ne yapalım imkânımız yok, geçim derdine düştük vb. bahanelerle kendimizi aldatmaya başlıyoruz.
Kanaatimce bütün bunların neticesinde ortaya çıkan en önemli tehlike yeni neslin geçmişinden kopması geçmişini, tarihini, gelenek göreneklerini, köklerinin bulunduğu coğrafyayı, inancını kaybetme noktasına gelmesidir.
Zaman - zaman düğünlerde, cenazelerde bir araya gelme imkânı buluyoruz (ki düğünlerden daha çok cenazelerde buluşuyoruz). Dikkat etmişsinizdir cenaze sahiplerine taziyelerini sunan insanlar uzun zamandır görüşemedikleri dostlarıyla, arkadaşlarıyla hasret gidermeye başlıyorlar. Bir fırsat oluyor cenazeler, ihmal edilen ziyaretleşmenin telafisi için. Ve konuşulmaya başlıyor eskilerden. Çocukları, torunları tanıştırmaya başlıyoruz nadiren de olsa. Zira bunu da herkes yapmıyor. Tanıştırıyoruz çünkü göçle gelen yabancılaşmadan dolayı gençler büyüklerini unutmuş emsallerini ise hiç tanıyamaz durumdalar.
Hepimizin karşılaştığı durumlardandır; birisi selam verip “merhaba” diyor sana. Bakıyorsun yüzüne… Yok, olmuyor, çıkaramıyorsun “valla tanıyacağım ama…” diyip kalıyorsun…
Büyüklerimizin önemli bir kısmı bu yabancılaşmanın, yeni neslin birbirini tanımamasının yarınlarımız için, birlik beraberliğimiz için ne denli büyük tehlike arz ettiğinin farkındalar ve bunu konuşuyorlar. Bunun suçlusunun kendileri olduğunu düşünüyorlar. Belki de doğru. Ama ne önemi var ki. Geriye döndüremeyiz zamanı. Bunun çözümü için çok şey bekleyemiyoruz onlardan.
Bu yabancılaşmanın giderilmesi için bizler çok şeyler yapabiliriz belki. Ancak ben burada sadece bir tanesine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Birbirimizi ziyaret edelim, ederken de mutlaka yanımıza çocuklarımızı, torunlarımızı alalım. Onları cemiyetlere, düğünlere, cenazelere, bayram ziyaretlerine götürelim, büyüklerini, akrabalarını, amca, dayı, hala, teyze çocuklarını, anne babalarının yakınlarını, dostlarını tanıtalım onlara. Bu, çocuklarımızın bizler üzerindeki en temel haklarındandır. Onlara “bu senin babanın dayısıdır, şu Ahmet amcamız babamızın ahbabı, şu teyze annenin büyük teyzesidir, yanındaki ablada onun gelini, ben falancının oğlu, filancanın torunuyum”diyerek tanışalım. Babamızın, dedemizin lakaplarını söylemekten çekinmeyelim. “Zira yiğit namıyla anılır” bu lakaplar da akılda kalmamıza yardımcı unsurlardır. Ancak bu da yetmez. Bu tanışmaların neticesinde tekrar görüşmek üzere sözleşelim, bir daha ki cenazeyi beklemeyelim, bakarsın sıradaki kendimiz oluruz! Ayrıca oturduğumuz yere, kasabaya, şehre gelen misafirleri evlerimize davet etmeli, onlara ikramda bulunmalıyız; tıpkı atalarımızın yaptığı gibi. Öyle ki bizim bulunduğumuz yerlere bir akrabamız, bir hemşerimiz geldiğinde gönül rahatlığıyla kapımızı çalabilsin.
Şunu unutmayalım ki “geçmişlerinden kopanlar geleceklerini inşa edemezler.”
 
Uzun zamandır düşündüğüm bir husus var. Eminim ki pek çok arkadaşımızın da düşüncesidir bu. Hatta bazıları kısmen de olsa gerçekleştiriyordur diye temenni ediyorum.
Anadolu’nun çeşitli yerlerinden göç eden insanlar birtakım şenlikler düzenleyip zaman - zaman bu vesile ile bir araya geliyorlar. Biz de şenlik yapalım demiyorum. Ama özellikle yaz aylarında bazı buluşmalar gerçekleştirebiliriz. Şayet bunu gerçekleştirebilirsek sanal ortamdan kurtulup hayatın hakiki sahnesinde paylaşabiliriz gönüllerimizde olanları. Biliyorum bazılarımız için zor olacaktır. Ama fedakârlık etmezsek, külfet altına girmezsek nimet elde emdeyiz. Fazla bir zamana da ihtiyacımız yok. Bir kaç gün bile yeterli olur. Temmuz ayında Taşköprü şenlikleri oluyor, oraya denk gelebilir veya ağustos ayı olur. Hem görüşürüz hem de çocuklarımızı getirip memleketlerini tanıtırız.
Hani memleketimiz için neler yapabiliriz diyoruz ya! Arkadaşlar, bana göre dünyanın en güzel tereyağı ve peyniri bizim yaylalarımız da üretiliyor. Çoğumuz hasretini çektiği halde alamıyoruz. Hâlbuki bir buluşma gerçekleştirip devam ettirebilirsek memleketimiz insanının o nefis ürünlerini alma imkânı bulurken onların da bütçelerine katkı sağlamalarına vesile olabiliriz. Eğer bunu yerleştirebilirsek inanıyorum bir süre sonra bizim de hasretle gelmesini bekleyeceğimiz bir şenliğimiz olacaktır. Bu da gurbettekiler için tatillerin en güzeli, köydeki yakınlarımız içinse hem hasretlerini giderme hem de ürünlerini satabilme imkânı olacaktır. Memlekette yaşayan insanımız üretip, ürettiğinden de gelir elde edebilirse inanıyorum ki daha da şevkle sarılacaktır hayata.
Kimse yanlış anlamasın dünyaya para gözüyle bakmıyorum. Memleketteki insanımız (özellikle de kadınlarımız) bizlerden çok daha fazla çalışıyor ama ürettiklerini ekonomik değer haline getiremiyor. Belki az olur ama para kazanabilir iseler memleketine daha da kuvvetle sahip çıkacaklardır. O zaman köye giden misafirine de daha rahat ikramda bulunacaktır. Karşılıklı ikramlar oldukça da aradaki sevgi bağı daha da kuvvetlenecektir.
 
Dikkat edelim ve büyüklerimizin çeşitli sebeplerle ihmal ettiği sıla-i rahîmi (ziyaretleşmeyi) ihmal etmeyelim. Aksi takdirde kayboluruz da arayanımız bile olmaz...
       

Abdurrahman YAĞCI       Haziran-2008 ZONGULDAK          

Bu yazı bugüne kadar 1438 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 1
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 0
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018