YOLAÇ KÖYÜ HAKKINDA
SİZDEN GELENLER








     
  Tarihi Turistik Yerleri  
     
 
 
ABDURRAHMAN YAĞCI  
10 Mart 2008 Pazartesi
 

KADINLARIMIZ


Kadınlar, bizim kadınlarımız…

Annemiz, eşimiz, kızımız…

Yeter mi bir gün onlara sizce…

 

Bakıma muhtaç olan, yaşlılığında kendilerine sıcak bir tas çorba, rahat bir döşek, iki tatlı söz için bizleri karnında tam dokuz ay taşıyan analarımız. Dile kolay sıkıntıyla geçen tam dokuz uzun ay (yaklaşık 270 gün 6480 saat…)  Sonrası; pek çoğu için yalnızlık, terkedilmişlik, hasrete mahkum, yol gözleyen…

 

Cennetin ayağının altında olduğunu unuttuğumuz analarımız…

 

Ya eşlerimiz! Her türlü kahrımızı çeken, çocuklarımıza analık eden, derviş misali bir lokma bir hırkaya kanaat gelen, gurbet yolu gözleyen, belki yediği darbelerin en belirgin iz bırakanı omuzlarında ki ip izleri…

 

Bizlere birer emanet olduklarını bilemediğimiz eşlerimiz…

 

Lütfu- İlâhi olan kızlarımız!

Önce ailelerinde sonra tolumun içine pervasızca savrulup sahipsiz bırakılan, her şeyde arka plana itilen, geleceğimizi şekillendirme iradesini gösterip eğitim hakkından yararlanmak istediğinde “senin istediğin gibi olmaz, benim istediğim gibi olur” zulmüne karşı koymada sahipsiz bırakılan geleceğin toplum mimarları göz aydınlığımız olan kızlarımız…

 

*****          *****       *****               

 

Dünya kadınlar gününde çeşitli platformlarda kadın programları yapılmakta ve kadınların eğitim durumlarındaki eksiklikler, iş hayatındaki sıkıntıları, aile ve toplumsal hayattaki problemleri konuşulmakta. En azından öyle gösteriliyor bize.

 

Bu programlarda en dikkat çekici husus, programlarda bulunup tartışan (özellikle) kadınların bahsettikleri sıkıntıları yaşayanlar değil; özellikle şehirde yetişmiş, iyi eğitim almış hatta elit tabakadan sayılan, bahsettikleri eğitimsizlik, kadına uygulanan şiddet, sosyal ve ekonomik hayatta yerini alamama gibi sorunların hiç birini yaşamamış olmaları.

Hani Nasrettin hoca, “içinizde damdan düşen yok mu? Beni ancak o anlar” diyor ya. Onun için buraya dikkat çekmek istedim.

 

Bir diğer hususta, sadece kadının değil insanın en temel hakkı olan eğitim hakkından yararlanmak isteyen kızlara uygulanan baskılara ve yasaklara hiç değinmemiş olmaları. (Zaten değinselerdi şaşardım...)

 

Bununla birlikte yüzünü batıya dönmüş, tarihimizden, kültürümüzden inanç ve değerlerimizden haberi olmayan bu kesimler; toplumumuzun gelişmiş(!) toplumlar içinde yer alamayışını da pervasız bir şekilde İslam dinine bağlama gafletine düşmektedirler.

 

Öncelikle her devir kendi içinde değerlendirilmelidir. İslam Güneşinin doğduğu Mekke’nin, o zamanki Arap yarım adasının ve dünyanın içinde bulunduğu durumu ve toplumda kadının ne derece aşağılık bir mahluk olarak algılandığını bunun yanında İslam dinin hem bütün insanlara ve hem de kadına verdiği gerçek değeri iyi bilmek gerekir.

 

İslamın en temel prensibi Dünyada Allah'ın çağrısına uyup ondan
sakınanların, emirlerine boyun eğenlerin, kadın
erkek   ayrımı   yapılmadan mükâfatlandırılacaklarıdır.    

 

Kuran’da inanan erkek ve kadınlar ibadet, ahlak, sosyal ve ekonomik hayat gibi alanlarda yan yana zikredilmekte, her ikisi de oruç tutan, sadaka veren, sabreden, doğru olan, ırzını koruyan ve Allah'ı çok zikreden kişiler olarak tasvir edilmektedir.1

 

Dinimiz Kız çocuğunu bakıp büyütüp, güzelce terbiye edene cennet, hem de cennette en güzel makam olan Rasulullah (sav)'e komşu olma makamı vaad edilmektedir.2 Bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz (sav) "Kim ki üç tane kız çocuğunu yetiştirir, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa onun için cennet vardır" buyurmuşlardır.

 

Kadın yaratılışı gereği huzur kaynağıdır. Erkek huzur ve sükûnu ancak evinde ailesiyle yaşayabilir. Allah (c.c.) buyuruyor ki "Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır. "

 

İslam dini, toplum içinde Müslüman kadın ve erkeğin birbirleri arasındaki ilişkiyi "karşılıklı koruyuculuk, yardımlaşma, dostluk ve kardeşlik"  anlamlarını içinde barındıran "veli " kavramı ile ifade ederken, kadına verdiği değeri ortaya koymaktadır. İslam hukukuna göre kadına sunulan mutlak mülkiyet hakkı, onun o malı yönetebilecek güç ve kişilikte olduğunu kabul etmekten kaynaklanır. İslam'da kadın kendisini yönetmekten aciz, aklı hiçbir şeye ermeyen bir varlık değildir. Bilakis mülk edinme hakkına sahip, şahsiyetli bir varlıktır.

 

Evlilik müessesesinde ise erkeğin hayat arkadaşı olarak kabul edilmiştir.  Dinimiz kocasına itaat eden, geçim ehli bir hanımın, Allah rızasına da nail olacağını müjdeler ve ona lâyık olduğu değeri verir. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de "Onlar sizin örtüleriniz, siz de onların örtülerisiniz. Onların sizin üzerinizde, sizin de onların üzerinde haklarınız vardır." buyurarak kadın ve erkeğin karşılıklı sorumluluklarını beyan etmiştir.

 

Kadının esaret altında bulunduğu, bir mal gibi alınıp satıldığı, dünyaya gelmesi en büyük utanç sayılıp diri diri toprağa gömüldüğü bir zamanda İslam, kadına şahsiyet kazandırmış ve "Ayağının altına cennetler"6 sermiştir. (Unutulmamalıdır ki İslam öncesinde Araplar kız çocuğuna sahip olmayı utanç vesilesi olarak görüyor ve kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Bununla birlikte İslamın değerleriyle yetişen nesillerin kurdukları medeniyetlerden olan Osmanlı Medeniyetinin fethettiği İstanbul da ki Hıristiyan Bizans İmparatorluğunda kilise o dönem de toplanmış kadının insan mı yoksa şeytan mı olduğunu tartışmakla meşguldü)

 

Kadını özgürleştirme gayretinde olduğunu iddia batı; dikkat edildiğinde kadını nefse hoş gelen, erkek egemen dünyanın hevâ ve heveslerine uygun bir hayat tarzınıa zrlamaktadır. Bu anlayışın Amerikanın "bız Irak Halkı'na özgürlük ve demokrasi getireceğiz" demelerinden farkı yok. Artık bu özgürlük martavallarını dinlemenin hiç bir anlamı yoktur. Özgürlüğü savunuan bir anlayış sizi kendi istediğin ezormaz, dilediğini yapmakta serbest bırakır.

 

Doğrudur kadınlarımız her türlü baskıya ve istismara maruz kalmaktalar. Bu kaçınılmaz bir gerçek...

Peki ya erkekler...!

 

Sevgi, selam ve duâ ile...

 

                        

 

A.YAĞCI       09.03.2008 - ZONGULDAK

 

Bu yazı bugüne kadar 1388 kere okunmuştur.

   
 
Yazarın Diğer Yazıları
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
 
 
 
Herkese Merhaba
 Herkese Merhaba, ...
   
 
Abdurrahman YAĞCI ile
Cumadan Cumaya
  EĞİTİM (TERBİYE-GÜZEL AHLAK)
...
 
ABDURRAHMAN YAĞCI
CEMİL CAN
ESRA ÇİL
ZEKERİYA ERSOY
BİLAL KARSLI
SİNAN AÇAR
OSMAN ACAR
Hayrullah KARSLI
 
 

16.05.2013

Regaib ... 

Devamı   



03.12.2007

İnternet Sitemiz Yayında 

Devamı   
 
 
     
Online Ziyaretci Sayısı : 1
Bugünün Ziyaretçi Sayısı : 0
Toplam Ziyaretçi Sayısı : 11580
0 , 0
 
.
 
Bu site Arsin Yolaç Köyüne adanmıştır. Tüm hakları Ali Çil'e aittir © 2007 - 2018