Sümela (Meryemana) Manastırı :
Trabzon'un Maçka ilçesinin güneyinde Karadağın bir
tepesinin yamacına yapılmış olan bu manastıra halk
tarafından Meryemana manastırı söylenir.
Meryem(panaghia) adına kurulan bu manastırın, gerekçe
"SUMELA" adının esasını, kara-siyah karanlık anlamına
gelen Melas kelimesinden aldığı söylenir. Semavi
Eyice'ye göre;"evvelce burada saygı gören siyah Meryem
tasvirinden Sumela adını aldığı ve bu dağın adıda
manastırdan dolayı Oros Mela-karadağ olduğu"kabul
edilir.
Sumela Manastırının kuruluşu efsaneye göre: iki
Atina'lı Barbabas ile yeğeni Sophronios rüyalarında
Hz.Meryem'i görmüşler, rüyada Meryem onlara bir manastır
yaptırmalarını ve yerini, nasıl gideceklerini tarif
etmiştir.
|
Bu tarihler ve efsaneler bir tarafa bırakılacak olursa,
manastırın tarihini Trabzon komnenosları devrinden sonra
incelemek mümkündür. Trabzon komnenoslarından III.Alexios
burasını yeni bir tesis halinde 1360 yılında inşa ettirerek 17
metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda, 14 metre
ğenişliğinde 72 odalı bir tesis yaptırmıştır. Trabzon kralları
bu manastıra vermiş oldukları hediye ve haklarla, halkın
desteğini sağlamışlardır.
Trabzon, Türkler tarafından alındıktan sonra, Osmanlı
sultanlarıbu manastırın haklarına dokunmamışlardır. Manastıra
Yavuz I.Selim (1512-1520) iki şamdan armağan etmiştir. Ayrıca
Trabzon fatihi II.Mehmed'in de manastırın haklarını tanıdığını
bildiren bir fermanı muhafaza ediliyordu.Yine Sultan
I.Beyazıt, I.Selim, II.Selim, III.Murat, İbrahim, IV.Mehmet,
II.Süleyman, Mustafa ve III.Ahmet tarafından verilmiş
fermanların bulunduğu bildirilmektedir.
1962 yılında merdivenleri ile kapısı tamir
ettirilerek turistlerin ziyaretine elverişli bir duruma
getirilmiş olan görkemli yapı görenlerin hayranlığını
uyandırmaktadır.1972 yılında ise örenyeri olarak
ziyarete açılan yapı'ya orman içersinden 25-30 dakikalık
bir patıka yolla ulaşılabilindiği gibi manastırın 200
metrelik yakınına küçük vasıtalarla da ulaşılabilir.
Manastırın bulunduğu alan Orman Bakanlığınca Milli
Parklar statüsüne alınmış olup Kültür Bakanlığınca da
aslına uygun olarak onarımı devam etmektedir.
|
Trabzon'un turizminde önemli bir yer tutan Sumela
Manastırını kente gelen her bireyin mutlaka gezmesi
gereklidir. |
-------------------------------------------------------------------------------
Vazelon (Yahya) Manastırı :
Bu manastıra Maçka ilçesini 14 km. geçtikten sonra
sağa 3 km.lik stabilize bir yolla ulaşılır. Köprü yanı
köyü sınırları içersinde bulunan bu manastırın vadisinde
özel sektör eli ile işletilen alabalık çiftliği ve
restorantı vardır.
Yapının, Vazelon ismini, kurulmuş olduğu
"Zabulon Dağ'ından" aldığı görüşü kuvvetli ihtimaldir.
Manastırın ıssız sakin yerde seçilmesi, o'na daha kutsal
bir hava verilmek istenmesindendir. Çoğu araştırmacı,
yapının tarihini kesin olarak vermemekle birlikte:
bazıları ilk inşa tarihini M.S.270, bazıları ise M.S. 317
olarak belirtir. |
Manastır;
Yahya peygambere adanmıştır. İlk kuruluşu ile bugüne kadar
çeşitli değişiklikler geçirdiği kesindir.
Bunlar St.Luka!nın yaptığı rivayet olunan tabloyu da
beraberlerinde alarak yola çıkıyorlar, deniz yoluyla Trabzon'a
gelip, karadağın sarp yamacında kiliseyi kurmak için karar
kılıyorlar ve Theodosios devrinde (375-395)ilk kaya kilisesini
kurarlar. Bu tarih, tesisn kesin kuruluş tarihi değilse de
bahsedilen tarihler arasında yapıldığı sanılıyor. Bazı
araştırmacılara görede burası M.S.385 yılında bazılarına göre
ise 472 yılında yapıldığı belirtilmektedir.
527-565 yılları arasında Jüstinyen tarafından tamir
ettirilmiştir. 644 yılının şubat ayında hücreler tamamen tamir
edilip kütüphanesi zenginleştirilmiştir. 702 yılı ile onu
izleyen yıllar içinde esaslı şekilde yenilenmiştir. Vazelon
manastırı 13.yy.dan 20.yy.a kadar Maçka'nın ekenomik, sosyal
ve kültürel hayatında etkinliğini sürdürmüştür.14.yy.da sahip
olduğu arazi, ve geliri 1890 yılına kadar yirmi köyde devam
etmiştir. Vazelon manastırı vaktiyle bölgede bulunan
manastırların en yetkilisi ve en zengini durumunda imiş. Bir
rivayete göre Vazelon geliri ile bir Sumela manastırı daha
yapılabilirmiş. Manastır 19.yy.da etraflıca onarılmıştır.
Binaya batı kısmındaki merdivenle girilmektedir. Merdiven
basamakları kırık oldugundan ,yukarı çıkarken dikkatli
olunmalıdır.Bina 1923 yılında terk edilmiştir. Günümüzde
Sumela'dan sonra onarılıp Turizme kazandırılması
düşünülmektedir.
-------------------------------------------------------------------------------
Gregorius Peristera (Kuştul-Hızır
İlyas) Manastırı :
Bu manastır, Trabzon'un Esiroğlu beldesinin galyan
diye adlandırılan bölgede kuştul (şimşirli)
köyündedir.Ulaşım Esiroğlu beldesine giderken soldaki
galyan vadisini takiben ulaşılır.Vadinin tabanından
dirsek şeklindeki kaya üzerine oturtulan yapı, kale
gibi, vadiye hakim bir tepede kurulmuştur. Maçka yolu
üzerinde ve bağımsız bir amir gücüne sahip olan, üçüncü
manastırdır. M.S.752 yılında kurulduğu söylenen bu
manastır 1203 senesinde yağma edilip, terk edildi. Ama
1393 senesinde tekrar kurulup 15.yüzyılın başında yine
görkemli eski önemini kazandı. 1904 yılında çıkan büyük
bir yangınla harap olduktan sonra bir daha inşa
edilmiştir.
Bu manastır da Trabzon bölgesindeki diğer manastırlar
gibi kutsal bir mağara ve ayazmanın etrafında
kurulmuştur. |
-------------------------------------------------------------------
Trabzon - Altındere Vadisi Milli
Parkı
Yeri: Doğu Karadeniz
Bölgesinde, Trabzon ili Maçka ilçesi sınırları içerisinde yer
almaktadır.
Ulaşım: Milli Park alanına ulaşım; Trabzon ili
merkezinden, Maçka ilçesine bağlantı sağlayan 48 km.lik
karayolu ile sağlanır.
Özelliği: Milli Parkın
ana özelliğini Sümela Manastırı ile Altındere Vadisinin
bitki zenginliği ve jeomorfolojik yapısı teşkil
etmektedir.
Meryemana adına kurulan Sümela
Manastırı, Altındere'nin batı yamacında 300 m.
yükseltide kurulmuştur. Hırıstiyanlığın çevrede
yayılmasının başlangıç yeri olan manastır; şapel, kilise
ve diğer kompleksleriyle sanat tarihinde önemli bir yer
tutar.
Efsanelere göre MS 4. yüzyılda kurulduğu
iddia edilen manastırın13.yüzyıldan itibaren tarihini
takip etmek mümkündür. Trabzon kamnenslarından 3.
Alexios(1349-1390) asıl kurucusu sayılabilir. 1860'a
doğru ilavelerle muazzam tesis halini alan Meryemana
Manastırı en parlak dönemini 19.yüzyılda yaşamıştır.
Dar ve uzun merdivenlerle girilen manastır; su kemeri,
kütüphane , mutfak, misafir odaları, sarnıçları, sonradan
kiliseye çevrilen tabii oyuk, kutsal suyun toplandığı havuz ve
birçok şapellerle ziyaretçilerini karşılar. Doğrudan doğruya
yamaca yaslanmış bina, keşişlerin barındığı asıl manastır
yapısıdır. Yapıların üzerindeki kemerli galerilerin çok
etkileyici görüntüleri hayranlık bırakır. Altındere Vadisi dar
boğaz karakteri göstermekte olup arazi doğu ve batıdan dik bir
meyille vadiye inmektedir.
Milli Park, flora açısından da
çok zenginlik içermekte olup yörenin hakim bitki örtüsünü doğu
ladini oluşturur. Sahada ayrıca yapraklı ve ibreli ağaçlardan
göknar , sarıçam, kestane, meşe, ıhlamur, gürgen, söğüt,
karaçam, ormangülü, Kafkas hanımelinden meydana gelen zengin
bir bitki örtüsü çeşitliliği görülmeye değer doğal ortamın
yaban hayatı için sunduğu yaşam şartları geyik , karaca,
çengel boynuzlu yaban keçisi, yabani domuz, ayı, kurt, çakal,
tilki, yaban kedisi gibi türlerin yaşamasına ve çoğalmasına
olanak sağlamıştır.
Görülebilecek Yerler: Meryemana adına kurulan Sümela Manastırı ile Altındere
vadisinin bitki zenginliği , peyzaj güzellikleri ve yaban
hayatı ziyaretçilerin mutlak görmesi gerekli kaynaklar
oluşturur.
Mevcut Hizmetler ve
Konaklama: Milli Parkın yoğun bir şekilde ziyaretçi
akımına uğradığı dönem Nisan başları ile Ekim sonlarıdır.
Milli Park sahasında ; manastır gezileri(Patika ile) doğa
yürüyüşleri ile piknik yapılabilir. Ayrıca Altındere günü
birlik kullanım alanındaki bunglawlarda konaklanabilir..
-------------------------------------------------------------------------------
Trabzon - Uzungöl
Tabiat Parkı
Yeri: Doğu Karadeniz Bölgesinde
Trabzon ili Çaykara sınırları içerisindedir.
Ulaşım: Tabiat Parkı Trabzon'a 25
km. Çaykara'ya 19 km. uzaklıktadır. Trabzon'dan 49 km.'lik 010
nolu nolu Devlet Karayolu ile Of'a oradan da 27 km. yolla
Çaykara'ya ve Çaykara'dan 19 km.lik bir yol ile parka
ulaşılmaktadır.
Özelliği: Zengin bitki
örtüsü, yaban hayatı ve manzara güzelliklerinesahip
olması nedeniyle sahanın 1625 hektarlık bölümü 1989
yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.
Tabiat Parkında hakim ağaç türü Doğu ladinidir.
Kayın, göknar, porsuk, sakallı, kızılağaç, gürgen,
fındık, ıstranca meşesi, dağ karaağaç, akçaağaç,
kızılağaç dere içlerinde de ceviz, kestane fauna olarak
memelilerden dağkeçisi, karaca, ayı, kurt, yaban domuzu,
sansar, porsuk, vaşak, çakal, tilki, tavşan, sincap
kuşlardan yaban ördekleri ile yırtıcılar, balıklardan
göl ve dere alabalıkları, çeşitli amfibi ve sürüngenler
bulunmaktadır.
Sahanın
başlıca akarsuyu(Holdizon)Demirkapı deresidir. Uzungöl bu
derenin kayaları ile önünün kapanması sonucu meydana gelmiş
bir göldür.
Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Tabiat Parkının kullanma sezonu Nisan
başlarından Ekim sonuna kadar sürmektedir.
Günübirlik piknik, göl çevresinde yürüyüş yapılabilir.
Uzungöl'ün 10 km. güneyinde 3000 metre yüksekliğindeki
Nordizca dağlarına ulaşılmaktadır. Ayrıca Tabiat Parkının
içerisinde konaklama üniteleri mevcuttur.
-------------------------------------------------------------------------------
Trabzon - Ayasofya
Müzesi
Günümüzde müze olarak kullanılmakta olan Trabzon
Ayasofya Kilisesi, Trabzon İmparatorluğu krallarından
1.Manuel Komnenos zamanında (1238-1263) inşa edilmiştir.
İngiliz seyyah ve araştırmacı G.Finlay tarafından 1427
yılına tarihlenen çan kulesi kilisesinin batısında yer
almaktadır. Kilisenin kuzeyinde bulunan üç apsisli şapel
kalıntısı ise daha erken bir döneme ait olmalıdır.
Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethini takiben
yapı, camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. Ayasofya,
yüzyıllar boyunca şehri ziyarete gelen seyyah ve
araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Trabzon üzerine
anlattıkları ile ünlü Evliya Çelebi (1648), Pitton de
Tournefort (1701), Hamilton (1836), Texier (1864),
Trabzon Şakir Şevket (1878) ve Lynch (1893) yapıya önem
veren kişiler arasındadır.
|
1864 yılında harap durumda olan caminin Bursa'lı
Rıza Efendi'nin teşvikleriyle yeni baştan onarıldığı
bilinmektedir. I. Dünya Savaşı yıllarında sırasıyla
depo, hastane, daha sonraları yine cami olarak
kullanılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Vakıflar
Genel Müdürlüğü ve Edinburg Üniversitesi'nin işbirliği
ile restore edilerek 1964 yılından sonra müze olarak
ziyarete açılmıştır.
Geç Bizans kiliselerinin güzel bir örneği olan yapı,
kare-haç planlıdır ve yüksek bir merkezi kubbeye
sahiptir. Nartex denilen giriş holüne sahip olan bina üç
neflidir. Neflerden ortadaki beşköşeli, yanlardakiler
ise yuvarlak birer apsisle son bulunmaktadır. Narteksin
üzerinde şapel vardır. |
Yapının kuzey, batı ve güneyinde üç revaklı giriş
bulunmaktadır.
Kubbe ve kasnağı oniki köşelidir. Kubbe monoblok dört
mermer sütun, kemerler ve pandantiflerle taşınmaktadır. Yapı
ana kubbenin etrafında değişik tonozlarla örtülmüş, çatı
farklı yükseklikler verilerek kiremitle kaplanmıştır.
Üstün bir işçiliğin görüldüğü taş plastiklerde, hıristiyan
sanatının yanısıra Selçuklu dönemi İslam sanatının da etkileri
görülmektedir. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen
geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı
cephede görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki
özellikleri taşımaktadır.
Binanın en görkemli cephesi güneyidir. Burada Adem'le
Havva'nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde
anlatılmıştır.
Güney cephedeki kemerin kilittaşı üzerinde Trabzon'da
257 yıl hüküm süren Kommenosların sembolü olan tekbaşlı
kartal motifi bulunmaktadır. Benzer bir kartal tasviri
ana apsisin dışında doğu tarafta yer alır. Bu cephede,
kentaur grifon gibi karışık varlıklar, güvercinler,
merkezlerinde yıldız ve hilal bulunan kare panolar,
içleri bitkisel motifli madalyonlar yer almaktadır. |
Yapının ana kubbesinin altına rastlayan kısmında
opussectile tarzında çok renkli mermerden yapılmış bir yer
mozayiği bulunmaktadır.
Ayasofya'nın süslemelerinin önemli bölümünü meydana getiren
fresklerde İncil'den alınmış konular canlandırılmıştır.
Kubbede ana tasvir Hz. İsa'nın tanrısal yönünü aksettiren
pantacrator İsa'dır. Bunun altında bir kitabe kuşağı, daha
altta ise melekler frizi bulunur. Pencere aralarında oniki
havari tasvir edilmiştir. Pandantiflerde değişik
komposizyonlar yer almaktadır. İsa'nın doğumu, vaftizi,
çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler betimlenmiştir.
Binanın
arka kemerleri üzerindeki dairesel madalyonlarda portrelere
yer verilmiştir. Yapının tonozlarında da İncil'den alınmış
dini sahneler canlandırılmıştır.
Apsiste Hz. Meryem kucağında İsa ve yanlarında iki melek
figürü ile tasvir edilmiştir.
Kuzey duvarındaki kapı üzerinde dört aziz işlenmiştir.
Narteksin merkezinde İncil'in yazarlarını temsil eden dört
sembol yer almaktadır.
Ayasofya uzun tarihi geçmişi, merkezi planlı yapısı, yüksek
kasnaklı kubbesi, dairesel ve çokgen apsisleri, görkemli
portikleri, taş işçiliği ve freskleri ile tarihi değerinin
yanısıra sanat tarihi açısından da önemli bir abide olarak
günümüzde yaşamaktadır.
1993 yılı sonunda kamulaştırılarak Ayasofya müzesi
alanına katılan 900 metrekarelik arsada, Valiliğin
desteği ve yerel olanakların değerlendirilmesi sonucu
oluşturulan Köy Evi Sergisi 1996 yılı Mayıs ayında
ziyarete açılmıştır.
Sergilemenin amacı, giderek yok olan halk kültürüne
ait değerlerimizin bir bölümünü kurtararak koruyabilmek,
müzemize gelen ziyaretçilere küçük de olsa köy
yaşamından bir kesit sunabilmektir.
|
Bu amaçla oluşturulan bu alanda günümüzde ayrıca
yöresel yemeklerin de sunumu yapılmaktadır.
Alandaki serander, Of İlçesi Yukarı Kışlacık
Köyü'nden bağış yoluyla alınmış, parçaların numaralanıp
sökülerek 85 yaşındaki bir serander ustasının
nezaretinde yeniden kurulmuştur. “Serendi” ve “tekir”
gibi adlarlada anılan taşınabilir özellikteki bu yapı
tahıl kurutmak ve saklamak için planlanmış olup Doğu
Karadeniz Halk Mimarisi içinde çok özel bir yere
sahiptir.
Seranderin yanında portatif olarak kurulan köy evi,
küçük ölçekli ve tek katlıdır. Bunun için İlimiz,
Sürmene İlçesi, Yukarı Aksu Köyündeki eski konutlar
arasından seçilerek rölövesi çıkarılan bir örnek esas
alınmıştır. Geleneksel tarzda inşa edilen konutun
yapımında eski yapım tekniğini bilen ustalar
çalıştırılmıştır. Kestane ağacından geçme tekniğinde
yapılan cephelerden ikisi boş muska gözlü, diğerleri taş
ve toprak dolgulu muska gözlüdür. Çatı dört omuz olup
geniş saçaklı ve kiremit
kaplıdır. |
-------------------------------------------------------------------------------
Trabzon - Atatürk Köşkü
Cumhuriyetin ilanından sonra, Sonbahar Gezisi adıyla
Atatürk'ün yaptığı büyük yurt gezisi Dumlupınar'dan
başlamıştı. Buradan Bursa'ya gelen Atatürk 12 Eylül 1924'te
Hamidiye, Kruvazörü ile Mudanya'dan hareket etmiş. İstanbul
Boğazından geçerek Karadeniz'e açılmış, 15 Eylül1924 sabahı
saat 11. 00 de Trabzon'a gelmişti. Atatürk, Trabzonlular
tarafından heyecanla karşılandı Yanında eşi Latife Hanım ve
yakın arkadaşları vardı. Doğruca Belediyeye geldi. Öğleden
sonra da, kendileri için dayanıp döşenen Soğuksu'daki köşke
giderek dinlendiler. Köşk 1913 yılında yaptırılmış,
Cumhuriyetin ilanından sonra da Özel İdarenin mülkiyetine
geçmişti. Bodrumu ile birlikte dört katlıydı. Üçüncü katın
büyük odası Atatürk'ün yatak odası idi.
O gün akşam,
Köşk'ün alt kat salonunda Trabzon Belediye Başkanı Kazazoğlu
Hüseyin, Atatürk'ün onuruna bir yemek vermiş bir de konuşma
yapmıştı. Atatürk bu konuşmayı cevaplandırdı: (Efendiler,
hemen bütün Trabzon halkını yekpare bir samimiyete kitlesi
halinde gördüm. Kadınların, çocukların, ihtiyarların
gözlerinde yaş gördüm. Bu ne yüksel duygu bu ne şefkat bu ne
asalettir. ) dedi Trabzonlulara teşekkür etti.
Ertesi gün okulları, hastaneyi, iplik fabrikasını
ziyaret ettikten sonra 17 Eylül 1924 sabahı Trabzon'dan
ayrıldı Rize'ye yolcu oldu.
Atatürk'ün Trabzon'u ziyaretinden sonra özel idareye
ait bulunan Köşk, Trabzon Belediyesince satın alınarak
Atatürk'e hediye edildi. Bir Trabzon heyeti, Ankara'ya
gelerek Köşkün tapusunu ve anahtarlarını Atatürk'e
teslim etti. Atatürk 27 Kasım 1930 günü Ege vapuru ile
Samsun'dan Trabzon'a geldiği zaman, geceyi yine bu
Köşkte geçirmiş, iki gece kaldıktan sonra, İstanbul'a
dönmüştü. Köşk artık (Atatürk köşkü) adıyla tanınıyor,
Trabzonlular bu Köşkle övünüyorlardı. |
Atatürk'ün Trabzon'a üçüncü ve son gelişleri 10 Haziran
1937 tarihine rastlar, Ege vapuru ile İstanbul'dan Trabzon'a
gelen Atatürk, doğruca kendi Köşküne gelmiş, iki gecesini bu
Köşk'te geçirmişti. Bu son gelişlerinde: (Mal ve Mülk bana
ağırlık veriyor. Bunları milletime bağışlamakla ferahlık
duyacağım. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır.
Ben büyük milletime daha çok şeyler vermek istiyorum. )
diyerek, bütün mal ve mülk varlığını hazineye bağışladığını
noter huzurunda tescil ettirmişti. Atatürk 12 Haziran 1937
sabahı Trabzon'dan İstanbul'a döndü.
Atatürk'ün ölümünden sonra, Trabzon Belediyesi,
Atatürk köşkünü Atatürk Müzesi olarak ziyarete açmağa
karar verdi. Atatürk 'ün kullandığı eşyaları,
fotoğraflarını sergiledi. Bugün Köşk'ün girişinde,
Atatürk'ün Trabzon'a ilk gelişlerinde yaptığı konuşmanın
tam metni asılıdır. Sağdaki küçük salon, Atatürk'ün
yaptığı konuşmanın tam metni asılıdır. Sağdaki küçük
salon, Atatürk'ün hayatına ve Trabzon'u ziyaretlerine
ait fotoğraflarla donatılmıştır. Bitişiğindeki odada ise
Atatürk'ün dinlendiği koltuk ve kanepeler bulunmaktadır.
Bunlardan biri üzerindeki plakada şu cümle yazılıdır.
(Atatürk, 11 Haziran 1937 tarihinde, şahıslarına ait
emval-i gayrimenküllerini millete bıraktıklarına dair
muameleyi burada imza buyurdular. ) Öteki oda,
Atatürk'ün yemek salonu olarak döşelidir.
|
Köşk'ün üçüncü katında Atatürk'ün yatak odası,
banyosu, yaver odaları, çalışma salonu vardır. Köşk
bugün çiçekli geniş bahçesi ile Trabzon'un en güzel
evlerinden biri olarak tanımakta, Belediyenin
yönetiminde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açık
bulundurulmaktadır.
|
|